11 Temmuz 2016 Pazartesi

Pratik Kültür - Sayı 1 (1-10 Temmuz)

Pratik Kültür, her sayıda bir önceki haftaya mercek tutup, gereksiz içeriklerden uzak hap bir kültür birikintisi oluşturmak şiarıyla ortaya çıktı. Ayrıca platformun yazarı Asaf Vodvil'in (yani ben oluyorum o) -önceki haftanın konusu olmasa da- hafta boyunca keşfettikleri de o sayıda kendine yer bulacak...

Okumalık: 
  • Gundi Efendi, sosyal medyada markaların bilinilirlik adına boşa harcadıkları paraları ve parayla rezil olma hadisesini, Journo'ya 'Real time marketing' başlığıyla kısa, öz ve komik şekilde anlatmış.
  • Backstrom, House MD, Sherlock , hepsi başrol karakterinin zekasına hayranlık duyulan diziler. Peki, severek izlediğimiz bu dizileri biraz iğdiş edersek karşımıza ne gibi çelişkiler çıkar? Karakterler aslında o kadar da zeki değil mi? Hep mi aynı senaryo, gene mi otizm? sorularını cevaplamaya çalışıp, yeni sorular soran 'Aşırı Zeki İnsanlar' yazısı TheMahmut'ta.



  • Bu yazıyı okuyunca 2008-2010'a gittim resmen. Blog kültürünün herkesçe benimsendiği ve herkesin kendi blog sayfasında içi-dışı bir olduğu zamanlardan bir yazı gibi. Kendi başına ayakta durmaya çalışan şehirli bir kadın, aşkını, ilişkilerini, çelişkilerini, yanlışlarını, kısaca kendisini anlatıyor: 'arada kalanlar'

Terör saldırıları, otoritenin boğazı sıkma boyutuna gelmesi, ekonominin düzeleceğine dair herhangi bir ışık olmaması derken, bu ülkeden gitmek lazım hissi her geçen gün taraftar sayısını arttırmaya devam ediyor. Bu hafta bu konuya ufaktan merakı olan herkesin işine yarayacak epey bilir kişi yazısı okudum. Sırayla başlayalım:

İzlemelik

  • Selçuk Şirin'in 19 dakikalık 'İtiraz Et, Hayal Kur, İlerle' sunumu, yeni bir şey söylüyor olmasa da, arada hatırlatılması gereken doğruların üstüne tekrar tekrar bastığı için izlenmeli: 

  • İranlı efsane sinemacı Abbas Kiarostami, 4 Temmuz'da 76 yaşında kansere yenildi. Hiç tanımamış olanlar, Tam'e guilass'la insanla ilgili anlatacak onlarca hikayesi olan bu güzel adamı tanımaya başlayabilir. (Aşağıdaki sahne de aynı filmden.)




























  • Psikoloji okuyan sevgilimin zorlamasıyla geçen hafta The Machinist filmini izledim. Christian Bale müthiş bir oyunculukla, 1 yıldır uyuyamayan Trevor Reznik'i sanki 1 yıldır uyuyamıyormuş gibi canlandırmış. Bununla birlikte filmin bir problem anlatma derdinde olan hikayesi gayet makul; fakat hikayeyi anlatırken gerçek hayatla kesiştiği noktalardaki açıklıklar, Trevor'un onlarca kere hastaneye ya da karakola düşmesi gerekirken, bunlardan her seferinde kolayca kurtulabiliyor olması biraz kabak tadına çeviriyor seyri. Lakin psikolojik referansları, semptomları ve hastalıkları doğru anlatması açısından epey öğretici bir film. Psikoloji okuyan birine yazmak için güzel bir fırsat olur beraber The Machinist izleme teklifi.
  • Jesse Eisenberg'ten The Squid and the Whale filminden beri hazzetmem. Lakin The End of the Tour'da, Jason Segel'in efsane oyunculuğuyla olsa gerek bu sefer pek uyuz olmadım. The End of the Tour, Amerikalı depresif yazar David Foster Wallace'ı anlatan bir film. Bir biyografiden ziyade, bir yazarla beraber bir kaç gün geçirmek gibi. Diyaloglar, hikayeler, dertler ve dramlar da entelektüel seviyeden aşağı inmez vaziyette. 

  • Yorgos Lanthimos, Dogtooth filmiyle nasıl bir manyak olduğunu bildiğim bir yönetmen. The  Lobster'ın ardından yapılan övgülerce de yine bir manyaklık sunduğunu düşündürmüştü bana. Lakin Dogtooth, çok da benim filmim olmadığından The Lobster'ı izlemeyi uzun süre ertelemiştim, yanlış bir kararmış. The Lobster, elbette manyakça bir film; lakin yalnızlık, aile, çift, aşk kavramlarını sorgulatan, toplumlar inşa edilirken yanlış temellerin kurulmuş olabileceğinin altını çizmekle kalmayıp kazan bir film. Oyunculuklardaki zirve noktaları ve tokat gibi çarpması gerekirken sessizce söylenen espriler/taşlamalar da seyir zevkini katlıyor.

  • Bu haftanın belgesel kuşağında Reddit'in kurucusu, müthiş aktivist Aaron Swartz var. Politika, özgürlük, internetin görevi-amaçları-sınırları, insan olmak, paylaşım kültürü üzerine sadece bir kaç cümle söyleyerek müthiş bir vizyon oluşmasını sağlayan Aaron Swartz, bunları söylemeye 14-15 yaşında başlıyor üstelik. 26 yaşında Amerika'nın savcıları onu intihar etmek zorunda bırakana kadar da bir adım geri atmıyor. Herkesin tanıması gereken kişilerden biri Aaron, 21. yüzyılın belki de en idealist dehasıydı. Belgesele seçilen isim olan, The Internet's Own Boy da çok doğru bir tabir olmuş gerçekten.
  • Eyfel Kulesi'yle ilgili ne kadar şey biliyorsunuz? Barış Özcan'dayız:
  • Her hafta Munchies'den bir video eklemek gerekiyor illaki. Bu hafta iyi bir cheeseburger nasıl yapılır, onu öğreniyoruz Matty Matheson'dan: 


Dinlemelik
  • Geçen hafta beklenilen ve beklentileri karşılayan iki albüm çıktı. Bunlar Blood Orange'ın Freetown Sound'uyla, Metronomy'nin Summer 08'i. 
Dev Hynes a.k.a. Blood Orange, önceki albümü Cupid Deluxe'den aşşağı kalır yanı olmayan, yine bolca sample üzerine, lofi, michael jackson etkili vokaliyle, sürekli bir nostalji halindeymiş hissini yaymaya devam ediyor. Ben dansına ayrı hasta olduğumdan, albümü kadar kliplerini de iple çekiyorum:



Metronomy, albümden önce yayınladığı Old Skool ile standart Metronomy beklentisini fazlasıyla karşılamıştı zaten. Albümde de lo-fi, disco, drum ritimleri gayet yerli yerinde.





  • Fotoğrafçı JR'ın kısa filmi Ellis için hazırladıkları müzikleri albüm olarak yayınladı Woodkid ve Nils Frahm ikilisi. Soundcloud'ta paylaştıkları 9 dakikalık Winter Morning resmen şiir, resmen destan:


  • Local Natives, eylülde çıkacak olan albümü Sunlit Youth'dan bir şarkı daha paylaştı. Fountain Of Youth, indie bayrağını göklerde taşımaya, Local Natives müziğini belletmeye devam eden cinsten:


  • Francis and the Lights, Friends adlı şarkısını Bon Iver, Kanye West, Cashmere Cat gibi efsane bir kadroyla yapmış. Klipte Justin Vernon ve Kanye de kendine yer edinmiş:


  • İlk sayıya Milkywhale'in tatlılıktan ölecek videosuyla veda edelim. İzlanda'dan, bir buz pateni pistinde elektropop sesleri:

Mutlu haftalar...

0 yorum:

Yorum Gönder